Anne terliği acısını bilmeyen var mı ki?  

“Aahhh! Anne! Ne olur vurma! Vurma, tamam!”

Yapmıştım yine yapacağımı, çekiyordum cezamı. Yaramazlığımın sonucunu gururla göğüslediğimi söylemek isterdim ama merhamet yalvaran çığlıklarım ve gözyaşlarım yalanımı ifşa ederdi. Hem suçum da neydi ki? Alt tarafı komşunun bahçesine girmiştik. Hazır girmişken mis gibi kokan çileklerinin bir tadına bakalım demiştik. E tabi hazır çilekleri yemişken elmalardan da biraz almıştık. Hazır çilek ve elmadan başlamışken çalılardan böğürtlen de yiyelim demiştik. Biz bütün bahçeyi yerken köpeği de bizi rahatsız etmesin diye hayvanı yakalamış, kuyruğuna teneke kutular bağlamıştık. Hayvan koştukça tenekeler birbirlerine çarpıp ses çıkartıyor hayvan çıkan sesten ürküp daha da çok koşuyordu.

Anne terliğini tekrar bir daha düşündüm de, keşke annem beni daha mı çok dövseymiş. Ne kadar da hak etmişim o dayağı…

  • Ama o dövse bile acıtmazdı. Vurduğu yerde gül biterdi adeta. İlk önce mor, sonra yeşil, sonra yavaşça ten rengine dönmeye başlayan güller…
  • O bağırsa bile kulaklarım acımazdı. Şiir okurdu sanki. Ruhuma korku salan, yaptığım yaramazlığı duyduğunu anladığım, tüylerimi ürperten bağırışlar…
  • Bana kızdığında hayatıma güneş açardı. Kızgın tenimi yakan bir güneş. Dudaklarımı kurutan, utancımdan yüzümü kızartan, tenimi ıslatan göz yaşlarımı boşaltan kızmalar…

Anne değil miydi sonuçta? Döverdi de severdi de. Yoktu ondaki terlik daha başka kimsede. 

Nereden atarsa atsın, adres girilmiş gibi kafamı bulan o terlik…
Giyilmekten tabanı yamulan o terlik…
Yoktu o terlik gibisi.

Her vurduğunda benimle konuşurdu terliği:
“Yarın ben olmadığımda ne olacak bu çocuğun hali,
Ah, ne yapacağım ben seninle. Ya yanlış yollara düşersen?
İki dakika uslu dursan da gözüm arkada kalmasa?
Akıbetinin iyi olduğunu bilsem daha hiçbir şey istemem…”

Yoktu o terlik gibisi.
Çünkü yoktu onu giyen gibisi.
Onun için koktuğundan, endişelendiğinden döver miydi ki kimse birini?
Bu kadar bedel ödediğin birini bırakmak nasıl olurdu ki?
Saçını süpürge ettiğin, yemediğin yedirdiğin…

Anne değil miydi sonuçta? Döverdi de severdi de. Yoktu o terlik daha başka kimsede.
Peki ne demekti büyütmek ve yetiştirmek arasındaki fark?
Ne demekti bir anne olmak?

Nasıl emin olacaktı ki çocuğunun akıbetinin iyi olduğundan?

&

Deneyimsel Tasarım Öğretisi, hayatın içindeki deneyimlerden faydalanılarak tasarlanmış bir bilgi teknolojisidir. Deneyimsel kısmını geçmişten, tasarım kısmını ise şimdiki ve gelecek zamandan alarak geçmişin deneyimleri ile şu ana ve geleceğe köprüler kurar. Yeryüzündeki tüm canlı ve cansız varlıkların hayatlarındaki ortak deneyimleri harmanlayarak insanların hem bugününü hem de yarın gideceği yolun haritasını, deneyimselleştirilmiş öngörülerle çizmesine olanak sağlar.